
İstanbul'un işgali ve Osmanlı Meclisi'nin dağıtılması, Mustafa Kemal'in elini güçlendirdi. Artık tek çıkış yolu, Ankara'da, milletin temsilcilerinden oluşan yeni ve egemen bir meclis kurmaktı. Mustafa Kemal, tüm yurda seçim çağrısı yaptı; İstanbul'dan kaçabilen mebuslar ve yeni seçilen temsilciler Ankara'da toplandı. 23 Nisan 1920 günü, bir Cuma, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Açılış, sade ama anlam yüklü bir törenle yapıldı; halk, mebusları dualarla, gözyaşlarıyla karşıladı. Ertesi gün Mustafa Kemal, oybirliğine yakın bir çoğunlukla Meclis Başkanı seçildi. Bu meclis hem yasama hem yürütme yetkisini elinde topluyordu; egemenliğin saraydan ve padişahtan alınıp millete verildiğinin somut ilanıydı. Meclis'in kuruluş günleri son derece zorluydu. Hazine boştu, ordu dağınıktı, ülkenin büyük bölümü işgal altındaydı. İçeride padişaha bağlı ayaklanmalar, dışarıda Yunan ilerleyişi vardı. Sevr Antlaşması — 10 Ağustos 1920'de İstanbul hükümetince imzalanan ve Türk vatanını paramparça eden o ağır belge — TBMM tarafından hiçbir zaman tanınmadı. Mustafa Kemal, bu meclisi yalnızca bir savaş karargâhı değil, geleceğin devletinin de çekirdeği olarak gördü. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi, daha o günlerde Meclis'in duvarına yazılan rehber oldu. 23 Nisan, yıllar sonra dünyada eşi görülmemiş bir jestle çocuklara armağan edildi: Atatürk, bu ulusal bayramı tüm dünya çocuklarına adadı. Bir kurtuluş hareketinin doğum günü, aynı zamanda bir çocuk bayramına dönüştü.