
1921 yazında ordu Sakarya'nın doğusuna çekilince, Meclis'te güven bunalımı doğdu. Bu kritik anda Mustafa Kemal, 5 Ağustos 1921'de Meclis tarafından geniş yetkilerle Başkomutanlığa getirildi. Artık ordunun mukadderatı doğrudan onun ellerindeydi. İlk işi, savaşan orduyu beslemek ve donatmak oldu. Tekâlif-i Milliye Emirleri adıyla bilinen olağanüstü buyrukları yayımladı: Her aile elindeki yiyeceğin, giyeceğin, taşıt aracının bir bölümünü orduya verecekti. Anadolu halkı, kağnılarıyla cephane taşıdı, son battaniyesini, son çift çarığını cepheye gönderdi. Bu, bir ordunun değil, bütün bir milletin savaşıydı. 23 Ağustos 1921'de Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Yüz kilometreyi aşan geniş bir cephe boyunca, yirmi iki gün yirmi iki gece kesintisiz çarpışıldı; tarihin en uzun meydan muharebelerinden biriydi. Mustafa Kemal, savaşın bir noktasında atından düşüp kaburga kemiğini kırdı; buna rağmen sedyeyle, sancılar içinde cepheyi yönetmeyi sürdürdü. Klasik cephe savunmasının çöktüğü bir anda, askerlik tarihine geçen o emri verdi: "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." Sabit bir savunma çizgisi yerine, vatanın bütününü derinlemesine savunma fikri, savaşın yönünü değiştirdi. 13 Eylül 1921'de Yunan ordusu Sakarya'nın batısına çekildi. Bu, düşmanın doğuya doğru ilerleyişinin kesin biçimde durduğu, geri çekilmenin başladığı andı. Sakarya zaferi karşılığında Meclis, Mustafa Kemal'e "Gazi" unvanını ve Mareşal (Müşir) rütbesini verdi. Anadolu'nun kalbi artık güvendeydi; sıra, düşmanı denize dökmeye gelmişti.