

1914'te Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında girdi. İtilaf Devletleri, Boğazları zorlayıp İstanbul'u ele geçirmek için 1915 baharında Gelibolu Yarımadası'na büyük bir çıkarma planladı. Mustafa Kemal o sırada, henüz tanınmamış bir yarbay olarak, yarımadanın savunmasına memur edilen 19. Tümen'in komutanıydı. 25 Nisan 1915 sabahı, Anzak (Avustralya-Yeni Zelanda) birlikleri Arıburnu kıyılarına çıktı. Türk savunma hatları kritik bir noktada — Conkbayırı'nda — çökmek üzereydi. Mustafa Kemal, emir beklemeden, kendi inisiyatifiyle 57. Alay'ı bölgeye sevk etti. Cephane çekilen erlerine söylediği o ünlü sözler tarihe geçti: "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir." 57. Alay neredeyse tamamen şehit oldu, ama hat tutuldu. Ağustos ayında savaşın en kanlı safhası başladı: Anafartalar. İtilaf kuvvetleri Suvla Koyu'ndan yeni bir çıkarma yaptı; Türk cephesi yeniden çökme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Komutanlığı'na getirildi. Conkbayırı ve Kocaçimentepe'deki şahsen yönettiği gece taarruzlarıyla düşmanı denize doğru geri attı. Bir sabah, göğsüne isabet eden bir şarapnel parçası onu öldürebilirdi; parça, cebindeki saate çarpıp durdu. Saat parçalandı, Mustafa Kemal yaşadı. Bu olay, hem askerleri hem kendisi için bir uğur, bir kader işareti sayıldı. Çanakkale, Osmanlı için savaşın belki de tek parlak zaferiydi ve yüz binlerce gencin canına mal oldu. Mustafa Kemal bu cepheden bir efsane olarak çıktı — "Anafartalar Kahramanı" adıyla tüm imparatorlukta tanındı. Yıllar sonra, o topraklarda yatan düşman askerlerinin anneleri için söylediği sözler, savaşın acısını bir barış mesajına dönüştürecekti: "Bu memleketin toprağında canlarını veren kahramanlar! Artık bizim için de aynısınız..."