
Çanakkale'nin ardından Mustafa Kemal, generalliğe (mirlivalık) yükseldi ve "Paşa" unvanını aldı. 1916'da Doğu Cephesi'ne, Kafkaslara gönderildi. Rus ordusunun ilerlemesine karşı 2. Ordu'nun bir kolordusunu yönetti; Muş ve Bitlis'i kısa süreliğine geri almayı başardı. Doğu Anadolu'nun karlı, yoksul ve yorgun coğrafyasında savaşın gerçek yüzünü — açlığı, hastalığı, göçü — bir kez daha gördü. 1917'de Suriye'ye, 7. Ordu komutanlığına atandı. Ancak burada Alman komutanlarla ve İstanbul'daki hükümetle derin görüş ayrılıklarına düştü. Cephenin tutulamayacağını, ordunun gereksiz yere harcandığını açıkça söyledi; raporları dikkate alınmayınca görevinden istifa etti. O yıl, Veliaht Vahdettin'le birlikte Almanya'ya resmî bir gezi yaptı; Alman cephesini ve karargâhlarını yakından gördü. Savaşın gidişatı hakkındaki karamsarlığı bu gezide pekişti. Dönüşte ciddi bir biçimde hastalandı, bir süre Viyana ve Karlsbad'da tedavi gördü. 1918'de yeniden Suriye'ye, dağılmakta olan Yıldırım Orduları Grubu'na döndü. Artık savaş kaybedilmişti. Mustafa Kemal, çökmüş cephede elindeki kuvvetleri düzenli biçimde Halep'in kuzeyine, bugünkü Türkiye sınırına yakın hatta çekmeyi başardı — imparatorluğun güney sınırını fiilen o çizgi belirledi. 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalandığında, Osmanlı İmparatorluğu savaştan yenik ve parçalanmış çıkıyordu. Önünde işgal yılları vardı.