
Lozan'dan sonra geriye bir tek soru kalmıştı: Yeni Türk devletinin rejimi ne olacaktı? Saltanat kaldırılmıştı, ama devletin biçimi anayasada hâlâ açıkça tanımlanmamıştı. Mustafa Kemal bu belirsizliğin sürdürülemeyeceğini biliyordu. 13 Ekim 1923'te Ankara, resmen yeni devletin başkenti ilan edildi. İşgale uğramamış, milletin direnişine merkez olmuş bu İç Anadolu şehri, artık modern Türkiye'nin yönetim merkeziydi. 28 Ekim akşamı, Mustafa Kemal Çankaya'daki sofrasında yakın arkadaşlarına dönüp o tarihî cümleyi söyledi: "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz." O gece, İsmet Paşa ile birlikte anayasa değişikliği tasarısını hazırladı. 29 Ekim 1923 günü TBMM toplandı. Yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğu ilan edildi. Meclis, aynı oturumda Mustafa Kemal'i oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçti. Gece yarısına doğru, Ankara'da toplar atıldı; haber yurda yayıldıkça meydanlar coşkuyla doldu. Mustafa Kemal, Cumhuriyet'i yalnızca bir yönetim biçimi olarak görmüyordu; onu milletin onuru, egemenliği ve geleceğinin teminatı sayıyordu. Onuncu yıl konuşmasında bu inancı şöyle özetleyecekti: "Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Gençliğe seslenirken de Cumhuriyet'i en değerli emanet olarak bıraktı: "Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."