1970'lerin sonundan itibaren Müslüm Gürses, dönemin pek çok arabesk sanatçısı gibi sinemaya da adım attı. Kariyeri boyunca otuzdan fazla Yeşilçam filminde rol aldı ve bu filmlerin çoğunda kendi şarkılarını seslendirdi. O yıllarda Yeşilçam'da bir 'arabesk sineması' modası vardı. Filmlerin senaryoları, çoğu zaman sanatçının kendi hayatından, halkın tanıdığı gerçek hayat hikâyelerinden esinlenerek kurgulanırdı: yoksulluk, ayrılık, haksızlık ve büyük aşklar. Seyirci, perdede gördüğü acıyı kendi hayatından tanıyordu. 'Kul Sevdası' (1980) gibi filmler, Müslüm Baba'nın en sevilen yapımları arasında yer aldı. Bu filmler salonları doldurdu; Müslüm Gürses'in şarkıları film müziği olarak da geniş kitlelere ulaştı. Sinema, Müslüm'ün halkla bağını daha da güçlendirdi. Artık o sadece bir ses değil, bir yüz, bir karakterdi. Perdede yaşadığı dramlar, dinleyicilerinin gönlünde onun 'baba' figürünü pekiştirdi. Müzik ve sinema iç içe geçtikçe Müslüm Gürses, 1980'lerin en görünür arabesk yıldızlarından biri hâline geldi. Beyazperdedeki bu yıllar, onun efsaneleşme sürecinin önemli bir basamağıydı.