1978'de Müslüm Gürses, Tarsus ile Adana arasında ağır bir trafik kazası geçirdi. Kazanın şiddeti o kadar büyüktü ki olay yerinde öldüğü sanıldı. Anlatılanlara göre Gürses, hayatını kaybettiği düşünülerek Adana'da bir morga kaldırıldı. Ancak görevli, sanatçının bacaklarının kıpırdadığını fark etti ve onun yaşadığını anladı. Müslüm Gürses, kelimenin tam anlamıyla morgdan geri dönmüştü. Kazanın bedeni üzerindeki izleri ağır oldu. Bir dizi ameliyat geçirdi; kafatasına metal bir plaka takıldı. Koku alma duyusunu neredeyse tamamen yitirdi, işitme duyusu ciddi biçimde zarar gördü. Yıllar boyunca dinmeyen baş ağrılarıyla, kafasına alacağı en küçük darbenin ölümcül olabileceği korkusuyla yaşadı. Bu kaza, Müslüm Gürses'in hayat ve ölüm arasındaki ince çizgiyi bir kez daha hissetmesine yol açtı. Acıyı ve teslimiyeti bu kadar içten yorumlayabilmesinin altında, böylesine somut, böylesine kişisel deneyimler vardı. Bütün bu zorluklara rağmen sahnelere geri döndü ve kariyerinin en parlak dönemine doğru ilerledi. Onun hikâyesi, tam da bu yüzden hayranları için yalnızca bir şarkıcının değil, hayata tutunmanın hikâyesiydi.