1990'lara gelindiğinde Müslüm Gürses, dinleyicileri için artık sıradan bir sanatçı değildi. Sevgiyle ve saygıyla ona 'Müslüm Baba' diyorlardı. Bu lakap, onun müziğinin halkla kurduğu eşsiz bağın en güzel ifadesiydi. Özellikle büyük şehirlerin kenar mahallelerinde yaşayan, düşük gelirli ve genç bir kitle, Müslüm Gürses'i kendi dünyalarının sözcüsü olarak gördü. O, hayata tutunmaya çalışanların, kaderle hesaplaşanların 'babası'ydı. Müslüm Gürses sahneye çıktığında dinleyiciler susar, neredeyse bir saygı duruşuna geçerdi. Onun yorumladığı acı, dinleyicinin kendi hayatından bir parça gibiydi; bu yüzden her konser ortak bir dertleşmeye dönüşürdü. 'İtirazım Var', 'Nilüfer', 'Affet' gibi şarkılar bu dönemde dilden dile dolaştı. Müslüm Gürses, arabesk müziğin bir kült figürüne dönüştü; sesi, bir kuşağın ortak hafızasına kazındı. 'Müslüm Baba' artık sadece bir lakap değil, bir kimlikti. Bu kimlik, sanatçının ömrünün sonuna kadar onunla kaldı ve ölümünden sonra da yaşamaya devam etti.