Cemal Süreya'nın eğitimi, yoksul ama yetenekli Cumhuriyet çocuklarının tipik yoluydu: parasız yatılı okullar. Aile, çocuğun okumasını kendi imkânlarıyla karşılayamazdı; devletin sağladığı parasız yatılılık, onun önündeki tek kapıydı ve o bu kapıyı sonuna kadar açtı. İlkokulu Bilecik'te bitirdikten sonra, 1944-45 yıllarında Bilecik Ortaokulu'nda parasız yatılı öğrenci olarak okudu. Yatılılık, bir çocuk için hem bir fırsat hem de erken bir yalnızlıktı; aileden uzakta, koğuşların disiplininde, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenerek büyüdü. Sürgünle başlayan kopukluk duygusu, yatılı okul yıllarında bambaşka bir biçimde sürdü. Bu yıllarda kitaplarla, edebiyatla ve dille kurduğu ilişki giderek derinleşti. Yatılı okulların kütüphaneleri, kapalı ama yoğun bir okuma hayatına imkân veriyordu. Cemal Süreya, daha gençlik çağına gelmeden, dilin ve şiirin kendisine ait bir dünya olabileceğini sezmeye başladı. Ortaokulu bitiren genç Cemalettin, eğitimine İstanbul'da devam etme kararı aldı. Bilecik'in küçük dünyasından, ülkenin en büyük kentine, edebiyatın ve kültürün kalbine doğru yeni bir yolculuk başlıyordu. Önünde Haydarpaşa Lisesi'nin yatılı sıraları ve ardından Ankara'nın üniversite yılları vardı. Yoksul bir sürgün çocuğu, eğitim sayesinde adım adım Türk edebiyatının merkezine yürüyordu.