1947-48 yıllarında Cemal Süreya, İstanbul'un köklü okullarından Haydarpaşa Lisesi'nde, yine parasız yatılı öğrenci olarak okudu. Anadolu'nun bir kasabasından gelen genç için İstanbul, bambaşka bir dünyaydı: deniz, vapurlar, kalabalık, kitapçılar, kahveler ve edebiyatın canlı nabzı. Haydarpaşa, adını Anadolu yakasındaki ünlü tren garından alan, denize bakan bir liseydi. Cemal Süreya, lise yıllarını bu kentin ortasında, ergenliğin ve gençliğin bütün arayışlarıyla geçirdi. Bu dönemde okuduğu kitaplar, tanıştığı insanlar ve İstanbul'un sokakları, onun zihninde şiirin yavaş yavaş bir hayat tasarısına dönüşmesini sağladı. Kentli hayat, ileride şiirinin temel zeminlerinden biri olacaktı. Cemal Süreya, hiçbir zaman kırın, köyün, doğanın şairi olmadı; o, kentin, kalabalığın, kahvelerin, otel odalarının, kaldırımların ve kent insanının yalnızlığının şairiydi. İstanbul'la lise yıllarında kurduğu bu ilk yakınlık, ömür boyu sürecek bir bağ oldu. Lise eğitimi, aynı zamanda onun edebiyat birikiminin sağlam temellerini attı. Türk ve dünya edebiyatını okuyor, Fransızcasını geliştiriyor, şiir denemeleri yapıyordu. Henüz yayımlanmış bir şiiri yoktu; ama içindeki şair, lise sıralarında bütün araçlarını topluyordu. Liseyi bitirdiğinde, önünde Ankara ve Siyasal Bilgiler Fakültesi vardı — devlet kapısına açılan, ama aynı zamanda onu edebiyat çevrelerinin içine taşıyacak olan bir yol.