1950'de Cemal Süreya, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne — eski adıyla Mülkiye'ye — kaydoldu. Bu fakülte, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan köklü bir kurumdu ve devletin yüksek bürokratlarını, kaymakamlarını, müfettişlerini yetiştiriyordu. Yoksul bir sürgün çocuğu için Mülkiye, hem güvenli bir geleceğin hem de aydın bir çevrenin kapısıydı. Ankara, o yıllarda genç Cumhuriyet'in idari ve kültürel merkeziydi. Cemal Süreya, fakültenin sıralarında iktisat, hukuk ve siyaset okurken, bir yandan da edebiyat çevreleriyle tanışıyordu. Mülkiye, yalnızca bürokrat değil, şair ve yazar da yetiştiren bir okuldu; pek çok edebiyatçı bu sıralardan geçmişti. Üniversite yılları, Cemal Süreya'nın şair kimliğinin kamuya açıldığı dönem oldu. İlk şiiri 'Şarkısı-Beyaz', 8 Ocak 1953'te fakültenin dergisi olan 'Mülkiye'de yayımlandı. Bu, henüz olgunlaşmamış bir ilk adımdı; ama şairin adının ilk kez bir dergide görünmesiydi. Cemalettin Seber, yavaş yavaş 'Cemal Süreya' olmaya başlıyordu. Bu yıllarda dönemin genç şairleriyle, edebiyat dergileriyle ilişkisi güçlendi. 1950'lerin başı, Türk şiirinde Garip akımının etkisinin tartışıldığı, yeni arayışların filizlendiği bir dönemdi. Cemal Süreya ve kuşağı, hem Garip'in getirdiği sadelikle hem de onun sınırlarıyla hesaplaşıyordu. Birkaç yıl içinde bu arayış, 'İkinci Yeni' adıyla anılacak yeni bir şiir anlayışına dönüşecekti. Cemal Süreya, 1954'te Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Elinde bir diploma, devlet kapısında bir kariyer ve içinde giderek güçlenen bir şair vardı. Önündeki yıllar, memuriyetle şiir arasında bölünmüş, ama her zaman şiirin ağır bastığı bir hayat olacaktı.