Üniversiteyi bitiren Cemal Süreya, 25 Kasım 1954'te Eskişehir Vergi Dairesi'nde stajyer olarak memuriyete başladı. Mülkiye mezunu bir genç için bu, beklenen yoldu: devlet kapısı, düzenli maaş, güvenli bir kariyer. Ama Cemal Süreya için bu memuriyet, hayatının asıl tutkusu olan şiirin yanında yürüyen, gerekli ama hep ikinci planda kalan bir uğraş oldu. Kısa sürede maliye müfettiş yardımcılığına ve ardından müfettişliğe yükseldi. 1955'ten 1961'e kadar maliye müfettişi olarak çalıştı. Bu görev, onu Anadolu'nun pek çok kentine, kasabasına götürdü; vergi dairelerini denetledi, raporlar yazdı, otel odalarında, trenlerde, bekleme salonlarında ömür tüketti. İşte bu gezici memuriyet hayatı, onun şiirindeki o 'göçebelik' duygusunu gündelik bir gerçeklikle de besledi. Eskişehir, aynı zamanda hayatının dönüm noktalarından birine sahne oldu. Burada, vergi dairesinde tanıştığı bir kadına âşık oldu; bu aşk, ileride ilk kitabının adı olacak 'Üvercinka' şiirinin esin kaynaklarından biri olacaktı. Memuriyet, ona yalnızca geçim değil, hayatının önemli karşılaşmalarını da getiriyordu. Cemal Süreya, hayatı boyunca devlet memurluğuyla şairliği bir arada yürüttü. Bir yandan resmî yazışmaların, denetim raporlarının, bürokrasinin gri dünyasında yaşıyor; bir yandan da Türk şiirinin en cüretkâr, en duygulu, en yenilikçi dizelerini yazıyordu. Bu iki hayat arasındaki gerilim, onun pek çok şiirinde — memurun yorgunluğu, kentin sıkıcılığı, otel odalarının yalnızlığı olarak — yankılandı. 1961'de müfettişlik göreviyle Paris'e gönderilmesi, bu memuriyet hayatının en parlak ve en verimli anlarından birini getirecekti. Devlet kapısı, beklenmedik biçimde, şaire bir Avrupa şehri ve yeni bir kitap armağan edecekti.