1956'da Cemal Süreya, 'A' dergisinde 'Folklor Şiire Düşman' başlıklı bir yazı yayımladı. Kısa ama keskin bu poetik metin, yalnızca bir deneme değil, yeni bir şiir anlayışının manifestolarından biri oldu ve İkinci Yeni hareketinin düşünsel zeminini hazırlayan en önemli yazılardan sayıldı. Cemal Süreya bu yazıda cesur bir tez ileri sürüyordu: halk şiirinin deyimleri, kalıpları, atasözleri ve folklorik unsurları, modern şiir için bir zenginlik değil, bir engeldir. Ona göre folklor, hazır söyleyiş biçimleriyle şairi kendi özgün imgesini bulmaktan alıkoyar; folklora fazla yaslanan şair, sınırlı çağrışımların kısır döngüsüne hapsolur ve ilerleyemez. Şiir, bireysel ve özgün bir yaratım olmalı, kalıplaşmış halk söyleyişlerine sığınmamalıydı. Bu tez, dönemin egemen şiir anlayışına — özellikle halk şiiri geleneğine yaslanan toplumcu ve memleketçi şiire — açık bir meydan okumaydı. Cemal Süreya, şiirin malzemesinin halk deyişleri değil, dilin yeniden kurulması, sözcüklerin alışılmadık biçimlerde bir araya getirilmesi olduğunu savunuyordu. Bu, İkinci Yeni'nin temel ilkelerinden birinin habercisiydi. İlginç olan şu ki Cemal Süreya, ileride bu görüşünü tümüyle terk etmese de yumuşatacaktı. Yıllar sonra yazdığı 'Yunus ki Sütdişleriyle Türkçenin' adlı şiirinde, halk şiirinin büyük ustası Yunus Emre'ye saygı duruşunda bulunacak; halk geleneğinin de hakkını teslim edecekti. Yani şair, kendi poetikasını dondurup kalıba sokmadı; onunla hayat boyu hesaplaştı. 'Folklor Şiire Düşman', bugün Türk edebiyatı derslerinde İkinci Yeni'yi anlatan temel metinlerden biridir. Bu yazı, Cemal Süreya'nın yalnızca güçlü bir şair değil, aynı zamanda keskin, düşünen, tartışan bir poetika adamı olduğunu gösterdi. O, ne yazdığını bilen ve neden öyle yazdığını savunabilen bir şairdi.