1973'te Cemal Süreya, üçüncü şiir kitabı 'Beni Öp Sonra Doğur Beni'yi yayımladı. Daha adıyla bile sarsıcı olan bu kitap, şairin aşk, beden, ölüm ve yeniden doğuş temalarını iç içe geçiren olgunluk dönemini sürdürdü. Başlıktaki o cesur paradoks — sevgiliden hem öpülmeyi hem yeniden doğurulmayı istemek — Cemal Süreya'nın imge dünyasının özetiydi: aşk ve var oluş, onun şiirinde hep birbirine karışırdı. Cemal Süreya yalnızca bir şair değildi; aynı zamanda Türk edebiyatının en zarif, en zeki denemecilerinden biriydi. 1976'da yayımlanan 'Şapkam Dolu Çiçekle' adlı deneme kitabı, onun düzyazıdaki ustalığını gösterdi. Bu yazılarda edebiyat, şiir, şairler, kelimeler ve hayat üzerine kısa, parlak, nükteli metinler yer alıyordu. Cemal Süreya, deneme türünü Türkçede şiire yakın bir incelik ve yoğunlukla yazdı. Deneme ve eleştiri yazıları, onun keskin bir edebiyat zihni olduğunu kanıtladı. Şairler ve şiirler üzerine yazdığı kısa portreler, edebiyat tarihimizin değerli metinleridir. 'Günübirlikler' adıyla toplanan günlükleri ise hem kişisel hem de bir dönemin edebiyat hayatına ışık tutan içten metinlerdir. Cemal Süreya, aynı zamanda büyük bir çevirmendi. Hayatı boyunca Fransızcadan kırka yakın kitap çevirdi; edebiyattan toplumbilime, geniş bir alanda çeviriler yaptı. Çeviri, onun için hem geçim hem de dünya kültürüyle sürekli bir alışveriş alanıydı. Bütün bu üretkenlik — şiir, deneme, eleştiri, günlük, çeviri, dergicilik — Cemal Süreya'nın yalnızca bir şair değil, tam anlamıyla bir 'edebiyat adamı' olduğunu gösterir. O, kelimeyle her biçimde uğraşan, dili her türde bir ustalıkla kullanan, çok yönlü bir yazardı.