Cem Karaca'nın Almanya'da geçirdiği sürgün yıllarının en ağır darbesi, 6 Ocak 1983'te geldi. Yurda dönmesi için yapılan çağrıya uymayan sanatçı, Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Anadolu rock'ın babası, Anadolu'nun türkülerini bütün bir ülkeye sevdiren adam, artık resmi olarak vatansızdı. Bu, bir sanatçının başına gelebilecek en acı şeylerden biriydi. Cem Karaca, hayatını ülkesinin müziğine, ülkesinin şiirine, ülkesinin insanına adamıştı. Şarkılarında hep Anadolu vardı; türküler, halk ozanları, bu toprakların acıları ve umutları. Şimdi o, kâğıt üzerinde bu ülkenin bir parçası bile sayılmıyordu. Vatandaşlıktan çıkarılma kararı, onun yüreğinde derin bir yara açtı. Köln'deki yıllar, Karaca için yalnızca coğrafi bir uzaklık değil, varoluşsal bir kopuştu. Gurbetteki Türk işçilerine, 'Almanya'ya çağrılan' insanlara yakındı; onların yalnızlığını, kimlik arayışını, iki dünya arasında sıkışmışlığını paylaşıyordu. Bu yıllarda 'Die Kanaken' gibi, gurbetçilerin hayatına dokunan çalışmalar yaptı. Sürgünü, bir suskunluğa değil, yeni bir söze dönüştürmeye çalıştı. Ama hiçbir üretkenlik, hiçbir yeni şarkı, vatandaşlıktan çıkarılmanın acısını dindirmiyordu. Karaca, ülkesine dönmeyi, dinleyicisiyle yeniden buluşmayı, Anadolu'nun toprağına basmayı her şeyden çok istiyordu. Bu özlem, sürgün yıllarının her gününde onunla birlikteydi. Gün gelecek, siyasi iklim değişecek, ona yeniden bir kapı açılacaktı; ama o güne dek Karaca, vatansız bir sanatçı olarak gurbetin yükünü taşıdı.