1975'te Cem Karaca ve Dervişan, sanatçının belki de en sevilen, en kalıcı eserini yayımladı: 'Tamirci Çırağı'. Yazıları ve sözleriyle bir tamirhanede çalışan yoksul bir çırağın, zengin bir genç kıza duyduğu imkânsız aşkı anlatan bu şarkı, hem dokunaklı bir aşk hikâyesi hem de sınıfsal eşitsizliğin acı bir resmiydi. 'Tamirci Çırağı', basit görünen ama derin bir hikâye anlatıyordu: emeğiyle geçinen bir gencin, zenginlik duvarının öbür tarafındaki bir sevgiye uzanamamasını. Şarkı, ezilenlerin, gariplerin, eli nasırlıların duygularını öyle içten anlatıyordu ki, bütün bir ülke onu kendi hikâyesi gibi benimsedi. Karaca'nın gür, dramatik yorumu, eseri unutulmaz kıldı. Bu şarkı, Karaca'nın toplumcu sanat anlayışının en zarif örneklerinden biriydi. Bir slogan haykırmadan, doğrudan bir politik mesaj vermeden, sadece bir aşk hikâyesi anlatarak sınıfsal adaletsizliği gözler önüne seriyordu. 'Tamirci Çırağı', sanatın bir derdi nasıl anlattığının ders kitabı gibi bir örnektir; duyguyla mesajı kusursuz birleştirir. 'Tamirci Çırağı', on yıllar boyunca Türkiye'nin en çok dinlenen, en çok söylenen şarkılarından biri oldu. Düğünlerde, sohbetlerde, radyolarda, kuşaktan kuşağa aktarıldı. Cem Karaca'nın adıyla âdeta özdeşleşti. Bu şarkı, onun yalnızca güçlü bir sese değil, halkın yüreğine dokunmayı bilen bir besteci ve yorumcu kimliğine de sahip olduğunun en güzel kanıtıydı. Karaca, artık bir efsaneydi — ama önünde zor yıllar vardı.