Cem Karaca, müzik tarihinde yalnızca güçlü sesiyle değil, Türk şiirini halka ulaştıran bir köprü olmasıyla da iz bıraktı. 1970'lerin ikinci yarısında, Dervişan döneminde ve sonrasında, ülkenin en büyük şairlerinin dizelerini besteleyerek milyonların diline doladı. Onun için müzik, şiirin kanatlarıydı. Karaca, özellikle Nâzım Hikmet'in şiirlerini besteleyerek bu büyük şairi yeni kuşaklara taşıdı. 'Yoksulluk Kader Olamaz' albümünde ve diğer çalışmalarında, Nâzım'ın insanı, emeği, umudu anlatan dizeleri Karaca'nın yorumuyla şarkıya dönüştü. Orhan Veli'nin sade, içten, hayata sevgiyle bakan şiirleri de onun repertuvarında yer buldu. Karaca, kitap sayfalarında kalan şiiri, radyodan, plaktan herkesin yüreğine ulaştırdı. Karaca'nın şiire olan bu sevgisi, halk şiirini de kapsıyordu. Pir Sultan Abdal'dan Dadaloğlu'na, Anadolu'nun isyancı ozan geleneği onun müziğinin temel damarıydı. Yüzyıllar önce söylenmiş deyişleri çağdaş bir müzikle buluşturarak, halk şiirinin yaşayan bir gelenek olduğunu gösterdi. Onun şarkılarında geçmiş ile bugün, divan ile sokak, ozan ile rockçı bir araya geliyordu. Bu dönemde Karaca, Bertolt Brecht gibi dünya edebiyatının toplumcu seslerinden de beslendi; daha sonra hazırlayacağı 'Safinaz' adlı rock operası, Nâzım Hikmet'in eseriyle tiyatro ve müziğin buluşmasıydı. Cem Karaca, sanatın türler arası bir alışveriş olduğunu, şiirin müzikle, tiyatronun rock'la, geçmişin bugünle konuşabileceğini bütün kariyeriyle kanıtladı. O, bir şarkıcı olduğu kadar bir kültür taşıyıcısıydı.