1974'te Cem Karaca, kendi müzik vizyonunu tam anlamıyla hayata geçirebileceği grubunu kurdu: Dervişan. Anadolu'nun derviş geleneğinden, gezgin halk ozanlarının ruhundan adını alan bu topluluk, Karaca'nın sanatının en parlak, en üretken, aynı zamanda en politik dönemine eşlik edecekti. Dervişan'la birlikte Karaca, Anadolu rock'ın olgun bir evresine girdi. Müzik artık daha katmanlı, sözler daha keskin, mesajlar daha açıktı. Karaca, halk şiirinin yüzyıllık birikimini çağdaş şairlerin sözleriyle harmanladı; ezilen halkın, emekçinin, yoksulun derdini doğrudan dile getiren şarkılar söyledi. Dervişan, onun toplumcu sanatının en güçlü aracı oldu. 1970'lerin ikinci yarısı, Türkiye'de siyasi gerilimin doruğa çıktığı yıllardı. Sokaklar gergin, ülke kutuplaşmıştı. Karaca, bu ortamda sanatını açıkça halktan yana koydu; konserleri âdeta birer toplumsal buluşmaya dönüştü. Onun sesi, bir kuşağın umudunu, öfkesini, adalet arayışını taşıyordu. Dervişan dönemi, Karaca'nın hem sanatsal hem siyasi kimliğinin en belirgin hâle geldiği yıllardı. Dervişan'la Karaca, 'Yoksulluk Kader Olamaz' gibi albümler yaptı; şiir ile müziği, halk ezgisi ile rock'ı, sanat ile toplumsal duruşu birbirine dokudu. Bu grup, onun en cesur, en kalıcı eserlerinin doğduğu evdi. Ve bu dönemde, bütün bir ülkenin dilinden düşmeyecek bir şarkı çıkacaktı ortaya: 'Tamirci Çırağı'. Karaca, artık yalnızca bir müzisyen değil, bir çağın vicdanıydı.