1972'de Cem Karaca, Türk müziğinin en önemli gruplarından biri olan Moğollar'la bir araya geldi. Cahit Berkay, Murat Ses ve diğer üyeleriyle Moğollar, Anadolu ezgilerini progresif rock'ın katmanlı, derin yapısıyla birleştiren öncü bir topluluktu. Karaca'nın gür sesi ile Moğollar'ın zengin müzikalitesi buluşunca, ortaya Anadolu rock'ın en güçlü örneklerinden biri çıktı. Karaca ve Moğollar, bu birliktelikten Türk müzik tarihinin unutulmaz parçalarından birini çıkardı: 'Namus Belası'. Bir töre cinayetini, namus uğruna işlenen bir suçun trajedisini anlatan bu şarkı, hem müzikal gücü hem de toplumsal mesajıyla büyük bir etki yarattı. Karaca'nın dramatik, derinden gelen yorumu, eseri bir başyapıta dönüştürdü. 'Namus Belası', bir kuşağın hafızasına kazındı. Moğollar dönemi, Karaca'nın sanatının en olgun, en güçlü evrelerinden biriydi. Anadolu'nun acılarını, gariplerin hikâyelerini, toplumun yaralarını anlatan şarkılar; isyanı, hüznü ve umudu bir arada taşıyan eserler bu dönemde doğdu. Karaca artık yalnızca bir şarkıcı değil, halkın derdini dile getiren bir 'ozan' gibiydi. Karaca ile Moğollar'ın yolları, grubun yapısındaki değişiklikler nedeniyle çok uzun süre birlikte yürümedi. Cahit Berkay'ın Fransa'ya gitmesiyle Karaca, kendi yolunu çizmeye karar verdi. Ama 'Namus Belası' kalıcı olmuştu; bugün hâlâ Anadolu rock denince akla gelen ilk şarkılardan biri. Karaca, Moğollar'dan ayrılırken artık kendi grubunu kurmaya, kendi vizyonunu tam anlamıyla hayata geçirmeye hazırdı. O grubun adı Dervişan olacaktı.