1960'ların başında Cem Karaca, müziğe artık ciddi bir tutkuyla bağlanmıştı. Henüz çok genç olmasına rağmen, dönemin İstanbul gençlik müziği sahnesinin içine girdi. Beyoğlu'nun kulüplerinde, gençlik mekânlarında sahne almaya başladı; Batı'dan gelen rock and roll parçalarını dinleyerek, çalmaya çalışarak kendini yetiştirdi. İlk gruplarını bu yıllarda kurdu. 'Dinamikler' adlı topluluk, onun sahneyle kurduğu o uzun ilişkinin ilk halkalarından biriydi. Ardından 'Jaguarlar' geldi; bu grupla Elvis Presley gibi dönemin rock yıldızlarının şarkılarını yorumladılar. O günler, Türkiye'deki pek çok genç müzisyen gibi Karaca için de bir 'cover' dönemiydi: yabancı şarkıları çalmak, sahne tecrübesi kazanmak, kendi sesini aramak. Bu ilk gruplar, henüz Anadolu rock'ın özgün dilini taşımıyordu; ama Karaca'nın sahne kişiliğinin tohumları buralarda atıldı. Gür sesi, sahnedeki rahatlığı, dinleyiciyle kurduğu bağ daha o yıllarda dikkat çekiyordu. Annesinden devraldığı sahne genleri, rock and roll'un coşkusuyla birleşiyordu. Karaca için bu dönem, bir hazırlık yıllarıydı. Yabancı şarkıların taklidiyle yetinmeyecek, kendi ülkesinin ezgilerine, kendi dilinin sözlerine yönelecekti. Ama önce sahneyi, mikrofonu, dinleyiciyi tanıması gerekiyordu. Dinamikler ve Jaguarlar yılları, ileride Türkiye'nin en güçlü seslerinden biri olacak genç adamın ilk provalarıydı; asıl büyük çıkış, birkaç yıl sonra Apaşlar'la gelecekti.