
1980'lerin sonunda Can Yücel, büyük şehrin gürültüsünü geride bıraktı ve Ege'nin en uç noktalarından birine, Datça'ya yerleşti. Ömrünün son on yılını burada, Eski Datça'nın taş evleri, badem ağaçları ve kekik kokulu yamaçları arasında geçirecekti. Datça, Muğla'nın denize uzanan ince yarımadasının ucundadır; bir tarafı Ege, bir tarafı Akdeniz. Can Yücel için burası yalnızca bir tatil yöresi değil, bilinçli bir tercihti. Şehrin koşuşturmasından, protokolünden, gürültüsünden uzakta; denizle, doğayla, sessizlikle baş başa yaşamayı seçti. Bodrum'da turist rehberliği yaptığı genç yıllardan beri içinde taşıdığı o Ege sevgisi, sonunda bir yuvaya dönüşmüştü. Datça yılları, Can Yücel'in en huzurlu ama hiç de durgun olmayan dönemiydi. Şiir yazmayı, yazılar kaleme almayı hiç bırakmadı. Her hafta 'Leman' dergisinde, her ay 'Öküz' dergisinde şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Yani Ege'nin ucundan, bütün Türkiye'ye konuşmayı sürdürdü; sesi, kahkahası, muhalefeti hiç kesilmedi. Datça evi, zamanla bir buluşma yerine dönüştü. Şairi görmek, onunla sohbet etmek, o efsanevi muhabbetin bir kıyısına oturmak isteyenler yarımadanın yolunu tuttu. Can Yücel, misafirperver, sıcak, hep şakacı bir ev sahibiydi; ama aynı zamanda kendi köşesini, kendi sessizliğini de korumayı bildi. 'Mekânım Datça Olsun', onun son kitaplarından birinin de adıdır ve adeta bir vasiyet gibidir. Can Yücel, hayatının nerede son bulacağını kendi seçmişti. Bahçesindeki bir taşa kendi imzasını kazıttı; o imza, bugün hâlâ orada, Datça'nın bir köşesinde, ziyaretçilere şairin burada yaşadığını fısıldıyor.