Can Yücel'in şiiri, kitap sayfalarına sığmayan bir hayata kavuştu. Dizeleri, kuşaktan kuşağa aktarılan, sevgililere yazılan, defter köşelerine düşülen, ezbere bilinen satırlara dönüştü. Bir şairin ulaşabileceği en yüksek başarı belki budur: halkın diline yerleşmek. 'Sevgi Duvarı', bu dizeler arasında en başta gelir. 'Sen miydin o, yalnızlığım mı yoksa' gibi satırlar, acının ve sevginin o eşsiz Can Yücel karışımını taşır. Sevgilisini, ölen yakınlarını, dostlarını anlatan şiirleri; en kırılgan, en içten anlarında bile o oyuncu zekânın izini taşır. Can Yücel'in en çok sevilen yanlarından biri, en ağır acıyı bile bir muziplikle, bir tebessümle taşıyabilmesiydi. 'Hayatta üç şeyi çok sevdim' diye başlayan ünlü satırları, ölüm karşısında bile gülümseyen bir adamın bilgeliğidir. O, kederi yadsımadı; ama kederin insanı ezmesine de izin vermedi. Şiiri, hayata bir 'rağmen' sevgisiyle tutunmanın dili oldu. Çocuklarına yazdığı dizeler ayrı bir yer tutar. 'Küçük Kızım Su'ya' yazdığı satırlar, bir babanın evladına duyduğu sınırsız sevgiyi ve onu bu zalim dünyaya bırakmanın kaygısını anlatır. Argonun, küfrün şairi, sıra sevdiklerine geldiğinde dünyanın en yumuşak sesine bürünürdü. Doğa ve deniz de şiirlerinde hep canlıdır. Datça'nın bademleri, Ege'nin maviliği, kekik, zeytin, balık; bütün bu somut, dokunulur şeyler onun dizelerinde bir cennetin malzemesine dönüşür. Can Yücel okuru, bir şiiri okurken hem güler, hem düşünür, hem de denizin tuzunu damağında hisseder.