Eğitiminin ardından Can Yücel, geçimini çeviriyle ve dil bilgisiyle kazandı. Çeşitli ülkelerin elçiliklerinde çevirmen olarak çalıştı; diller arasında köprü kurmak, mesleğinin gündelik işiydi. Ama asıl unutulmaz dönem Londra'da geçti. Londra'da, BBC'nin Türkçe yayın servisinde spiker olarak çalıştı; bu görev yaklaşık beş yıl sürdü. Soğuk Savaş'ın ortasında, dünyanın bir ucundan Türkiye'ye uzanan radyo dalgalarının ardındaki sesti o. Haberleri, programları Türkçe söyleyen, telaffuzu, tonu, nefesiyle binlerce dinleyiciye ulaşan bir adamdı. BBC yılları, Can Yücel'in İngilizceyle ve İngiliz kültürüyle ilişkisini iyice derinleştirdi. Shakespeare'in dilini, İngiliz şiirinin inceliklerini, gündelik İngilizcenin esnekliğini yakından tanıdı. Bu birikim, ileride Türk edebiyatına armağan edeceği o olağanüstü çevirilerin görünmeyen atölyesiydi. Londra ayrıca ona bir mesafe kazandırdı. Türkiye'ye, kendi ülkesine uzaktan bakmayı; bir yabancı şehirde, sürekli iki dil arasında yaşamayı öğrendi. Bir çevirmen, hem içerideki hem dışarıdaki insandır; Can Yücel bu ikircikli konumu yıllarca yaşadı ve bundan beslendi. Kendine özgü mizahı ve sivri dili, bu kozmopolit ortamda da yanından eksilmedi. Onu tanıyanlar, en resmî BBC koridorlarında bile bir şakayla, bir taklitle, beklenmedik bir nükteyle ortamı yumuşatan bu Türk spikerini hatırlardı. Londra, ona hem ekmek hem dünya verdi; ama o, gözünü hep memlekete dikmişti.