1956'da Can Yücel, hayatının kadını Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilik, onun fırtınalı, gezgin, sürekli yer değiştiren hayatının en sağlam dayanağı oldu. Güler Hanım, şairin ömrünün sonuna kadar yanında kaldı; cezaevi yıllarında, Datça'nın yalnızlığında, hep oradaydı. Çiftin üç çocuğu oldu: kızları Güzel ve Su, oğulları Hasan. Çocuklarının adları bile Can Yücel'in dünyasını ele veriyordu — 'Güzel' sıfatın kendisiydi, 'Su' en yalın doğa imgesiydi; oğluna ise babasının adını, Hasan'ı verdi. Aile, onun şiirinin değişmez konularından biri oldu. Can Yücel'in en çok bilinen, en yürek burkan şiirlerinden biri oğlu için yazdığı 'Küçük Kızım Su'ya' ve özellikle de oğluna dair satırlardır. 'Ölüm ve Oğlum' adlı kitabı, bir babanın evlat sevgisini, kaygısını ve acısını en çıplak hâliyle taşır. Argonun, küfrün, muzipliğin şairi, sıra çocuklarına gelince dünyanın en kırılgan, en şefkatli sesine dönüşürdü. Güler Yücel ile kurdukları hayat, alışılmış bir aile düzeninden çok bir yoldaşlıktı. Can Yücel parasız kaldı, hapse girdi, şehir şehir dolaştı, en sonunda Ege'nin ucuna çekildi; Güler Hanım bütün bu yolculukların ortağı oldu. Şair, dağınık ve savruk hayatını ancak bu sağlam sevgiyle ayakta tutabildi. Evlilik aynı zamanda Can Yücel'i yurda bağlayan iplerden biriydi. Londra'daki yılların ardından Türkiye'ye dönme kararında, kurulan bu yuvanın da payı vardı. Bir şairin en lirik dizeleri kadar, en sıradan günleri de bu sevginin gölgesinde yazıldı.