1957'de Can Yücel, çevirmenlik tarihinin en sevilen kitaplarından birini yayımladı: 'Her Boydan — Dünya Şiirinden Seçmeler'. Adı, başlı başına bir şiirdi. 'Her boydan' demek, her ülkeden, her çağdan, her ölçüden insan demekti; bir şiir antolojisinin böylesine sıcak, böylesine halk diline yakın bir adı pek görülmemişti. 'Her Boydan', dünya şiirinden seçilmiş örnekleri Türkçeye kazandırıyordu. Ama Can Yücel'in çevirileri, sözcüğü sözcüğüne sadık, kuru aktarımlar değildi. O, bir şiiri çevirirken onu adeta yeniden yazıyor, Türkçenin içinde yeniden doğurtuyordu. Çevirdiği şair sanki Türkçe düşünmüş, Türkçe söylemiş gibi olurdu. Bu yüzden Can Yücel'in çevirileri için 'çeviri' demek bile bazen yetersiz kalır. O kendisi, bir şiiri Türkçeye aktarmaktan çok 'Türkçe söylemek'ten söz ederdi. Çevirmen, metnin hizmetkârı değil, ona can veren ikinci bir şairdir — Can Yücel bu anlayışı en uç noktasına taşıdı ve Türkçede bir çeviri ekolü kurdu. Babası Hasan Âli Yücel'in büyük çeviri seferberliğini düşünürsek, bir tuhaf süreklilik de göze çarpar: baba, devlet eliyle dünya klasiklerini Türkçeye kazandırmıştı; oğul ise kendi pervasız, oyuncu, yaratıcı sesiyle dünya şiirini Türkçe söyletti. İkisi de aynı inancı paylaşıyordu — bir ulus, dünyanın bütün hazinelerini kendi dilinde okumayı hak eder. 'Her Boydan', yıllar boyunca yeni baskılar yaptı, kuşaklar boyu okundu. Pek çok genç, dünya şiiriyle ilk kez Can Yücel'in Türkçesinden tanıştı. Bir çevirmenin yapabileceği en büyük iş budur belki: çevirisi, asıl metin kadar sevilir hâle gelmek.