1974'te çıkarılan genel af, Can Yücel'in cezaevi günlerini sona erdirdi. On beş yıllık cezasının yalnızca bir bölümünü yatmış, affın kapsamına girerek özgürlüğüne kavuşmuştu. Demir kapıların ardından çıkan adam, sözünü hiç eğip bükmemiş, hiç pişmanlık duymamış bir şairdi. Dışarı çıkar çıkmaz, cezaevinde yazdıklarını topladı ve 'Bir Siyasinin Şiirleri' adıyla yayımladı. Kitap, hapisliğin, baskının, adaletsizliğin şiiriydi; ama Can Yücel'in o vazgeçilmez muzipliğiyle, alaycılığıyla yazılmıştı. Acıyı bile bir kahkahaya bulayabilen ender şairlerdendi. Aynı dönemde, 1973'te yayımlanan 'Sevgi Duvarı' kitabı da Can Yücel'in en sevilen yapıtlarından biri oldu. Kitaba adını veren 'Sevgi Duvarı' şiiri, zamanla onun en çok bilinen, en çok ezberlenen, en çok alıntılanan dizelerine dönüştü. 'Sevgi Duvarı', acının ve sevginin iç içe geçtiği o eşsiz Can Yücel tonunu taşıyordu. Hapisten sonra İstanbul'a yerleşti ve gazeteciliğe de el attı. Vatan, Demokrat ve Söz gibi gazetelerde köşe yazıları yazdı. Köşesinde de tıpkı şiirindeki gibiydi: sivri, muhalif, esprili, kimseyi kayırmayan. Kalemini bir an olsun yumuşatmadı. 1974 sonrası, Can Yücel'in artık bütün Türkiye'nin tanıdığı bir isim olduğu dönemdir. 'Hapis yatmış şair' kimliği, onu hem bir efsaneye dönüştürdü hem de muhalif gençliğin gözünde bir sembol yaptı. Ama o, kendisini sembol ilan etmenin de dalgasını geçecek kadar muzip biriydi; hiçbir payeyi ciddiye almadı.