
Cahit Arf, 26 Aralık 1997 günü, İstanbul'un Bebek semtinde, geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Seksen yedi yaşındaydı. Selanik'te, dağılmakta olan bir imparatorluğun gölgesinde başlayan hayatı, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin neredeyse bütün tarihine tanıklık ederek son buldu. Arf'ın ölümü, Türk bilim camiasında derin bir yas yarattı. Cenaze töreni, hayatının yaklaşık otuz yılını verdiği İstanbul Üniversitesi'nde düzenlendi. Meslektaşları, öğrencileri ve onu yetiştirdiği matematikçi kuşakları, bu büyük hocayı son yolculuğuna uğurlamak için bir araya geldi. Cahit Arf, İstanbul'daki Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Mezar taşına, bir matematikçinin kimliğine en yakışan iz olarak, onun adını taşıyan formülün — Arf değişmezinin — kazınması, bilim dünyasının ona gösterdiği sembolik bir saygı oldu. Geride bıraktığı miras, herhangi bir bilim insanınınkinden çok daha kalıcıydı. 'Arf değişmezi', 'Hasse-Arf teoremi', 'Arf halkaları' ve 'Arf kapanışı' — bu terimlerin her biri, dünyanın matematik literatüründe onun adını sonsuza dek yaşatacaktı. Bir Türk matematikçinin adı, artık matematiğin ortak dilinin bir parçasıydı. Arf'ın kendi sözleri, ölümünün üzerine düşen en doğru cümleler oldu: O, matematikte kendini ölümsüz hissetmişti. Ve gerçekten de, bedeni 1997'de toprağa verildiyse de, zihninin ürünleri her gün dünyanın bir yerinde, bir kara tahtada, bir teoremde yaşamaya devam etti.