
Barış Manço, televizyon programı ve dünya turneleriyle birlikte, resmî bir unvanı olmasa da Türkiye'nin en etkili gönüllü kültür elçilerinden biri hâline geldi. 'Bir 7'den Bir 77'ye' için dünyanın dört bir yanına yaptığı geziler, onu bir müzisyenin çok ötesine taşıdı; o, Türkiye'yi dünyaya tanıtan, dünyayı da Türkiye'ye getiren bir köprü oldu. Manço'nun müziği daha 1970'lerden itibaren sınır ötesinde ilgi görmüştü; 'Nick the Chopper' Romanya ve Fas listelerine girmiş, şarkıları Doğu Avrupa'da, Japonya'da dinleyici bulmuştu. 1990'larda Manço, Uzak Doğu'dan Latin Amerika'ya, Afrika'dan Avrupa'ya uzanan bir coğrafyada konserler verdi, festivallere katıldı. Japonya'da özel bir sevgiyle karşılandı; 'Live in Japan' adlı kayıt bu ilginin bir belgesidir. Gittiği her ülkede Manço, yalnızca müziğiyle değil, kişiliğiyle de iz bıraktı. Farklı kültürlere saygıyla yaklaşan, her yerin insanını anlamaya çalışan, hoşgörüyü ve barışı savunan tavrı, ona evrensel bir sevgi kazandırdı. 'Barış' adını taşıyan sanatçı, gerçekten de bir barış elçisi gibi dolaşıyordu dünyayı. Manço'nun bu kültür elçiliği, kişisel başarısının ötesinde bir anlam taşıyordu. O, Türkiye'nin yurt dışındaki yüzü oldu; ülkesini yalnızca turistik klişelerle değil, müziğiyle, sanatıyla, insan sıcaklığıyla temsil etti. Aldığı sayısız ödül, fahri unvan ve nişan, bu gönüllü elçiliğin dünyada gördüğü karşılığın işaretiydi. Manço için sanat, hep insanları birbirine yaklaştırmanın bir yoluydu.