Avrupa'nın çok uluslu müzik ortamında geçirdiği yıllar Barış Manço'ya çok şey kazandırmıştı; ama farklı milletlerden müzisyenlerle ortak bir dil tutturmanın zorluğu onu yormuştu. Kendi sesini bulmak, kendi köklerine yaslanmak istiyordu. 1967'de Türkiye'ye dönerek burada Kaygısızlar adlı grubu kurdu. Kaygısızlar, Türk müzik tarihi açısından önemli bir topluluktu; çünkü Manço'nun yanında, ileride MFÖ'yü kuracak olan Mazhar Alanson ve Fuat Güner gibi isimler yer alıyordu. Bu genç müzisyenlerle Manço, Avrupa'da edindiği rock birikimini Türkçe sözlerle, Anadolu ezgileriyle birleştirmeye girişti. Türkiye'de o yıllar, 'Altın Mikrofon' yarışmalarıyla birlikte Anadolu pop ve rock akımının filizlendiği bir dönemdi; Manço bu akımın tam merkezindeydi. Dönemin müzik anlayışı hızla değişiyordu. Gençler artık yalnızca yabancı şarkıların taklidini değil, kendi dillerinde, kendi kültürlerinden beslenen özgün eserler istiyordu. Manço, türkülerin ezgilerini, deyişlerin sözlerini, Anadolu'nun ritmini elektrogitarla, modern bir prodüksiyonla buluşturarak bu talebe en güçlü cevabı verecek isimlerden biriydi. Kaygısızlar dönemi, Manço'nun büyük çıkışından hemen önceki hazırlık yıllarıydı. Avrupa'nın tekniği ile Anadolu'nun ruhu onun elinde birleşmeye başlamıştı. Daha birkaç yıl içinde, bu sentez 'Dağlar Dağlar' adlı bir şarkıyla patlama yapacak ve Barış Manço adı, Türkiye'nin her evine girecekti.