1963'te Galatasaray Lisesi'nden mezun olan Barış Manço, müzik ve sanat eğitimini sürdürmek için Avrupa'ya gitti. Önce Paris'i, ardından Belçika'nın Liège kentini gördü. 1964'te Liège Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'ne kaydoldu; resim ve grafik üzerine eğitim aldı. Manço'nun yalnızca müzisyen değil, görsel sanatlara da hâkim, çok yönlü bir sanatçı olarak yetişmesinde bu yılların payı büyüktü. Avrupa, genç Manço için hem bir okul hem bir sahneydi. Yabancı müzisyenlerle gruplar kurdu, kıtanın çeşitli ülkelerinde çaldı. Les Mistigris adlı toplulukla Almanya, Belçika, Fransa ve zaman zaman Türkiye'de sahne aldı. 1960'ların Avrupası, rock müziğinin altın çağını yaşıyordu; Manço bu canlı ortamın içinde, Batılı müzik anlayışını, sahne disiplinini ve prodüksiyon kültürünü yakından öğrendi. Bu yıllar kolay değildi; yabancı bir ülkede, yabancı müzisyenlerle çalışmanın getirdiği zorluklar vardı. Manço, çok uluslu bir grupta herkesin farklı bir müzik anlayışına sahip olmasından zamanla rahatsızlık duydu; kendi köklerine, kendi sesine daha çok yaslanmak istiyordu. Avrupa ona çok şey öğretmişti — ama asıl söyleyeceği sözün Anadolu'da olduğunu da yavaş yavaş kavrıyordu. 1967'de Manço ciddi bir trafik kazası geçirdi. Bu kazanın yüzünde bıraktığı izleri kapatmak için, ileride onun ayrılmaz simgesi hâline gelecek o gür bıyığı uzatmaya başladı. Uzun saçları, kalın bıyığı, kocaman yüzükleriyle Barış Manço imajı, kısmen bu kazanın bir sonucu olarak doğdu. Avrupa yılları sona ererken Manço, hem teknik birikimini tamamlamış hem de kendine özgü görüntüsünü bulmuş olarak Türkiye'ye dönmeye hazırlanıyordu.