1960'ların başında Barış Manço'nun grubu Harmoniler, dönemin gençlik müziği sahnesinde adından söz ettiriyordu. Bu yıllarda Türkiye'de gençler, Batı'dan gelen twist ve rock and roll parçalarına hayrandı; pek çok grup bu parçaların cover'larını çalmakla yetiniyordu. Ama Harmoniler'le birlikte Manço, daha sonra Anadolu rock denilecek olan o özgün dilin ilk denemelerini yapmaya başladı. Harmoniler, popüler Amerikan twist şarkılarının yorumlarının yanı sıra, Türk halk türkülerini rock and roll formunda yeniden düzenleyerek çalıyordu. Bu, o günler için cesur bir fikirdi: Anadolu'nun yüzyıllık ezgilerini, elektrogitarın, davulun, Batılı bir ritmin içine yerleştirmek. Manço'nun ileride bütün kariyerine yön verecek temel sezgisi buydu — Doğu ile Batı'yı, türkü ile rock'ı aynı potada eritmek. Bu dönemde Manço, ilk plaklarını da doldurmaya başladı. Henüz çok genç olmasına rağmen, hem bir besteci hem bir yorumcu hem de bir sahne adamı olarak kendini yetiştiriyordu. Galatasaray Lisesi'nin disiplinli ortamı ile gece sahnelerinin özgür dünyası arasında gidip geliyor, iki dünyayı da kendi içinde birleştirmeyi öğreniyordu. 1963'te liseyi bitirdiğinde Barış Manço, artık yalnızca müziğe meraklı bir genç değil, sahne tecrübesi olan, beste yapabilen, kendi yolunu arayan bir müzisyendi. Önünde büyük bir karar vardı: müziği ciddiye almak, ufkunu genişletmek için yurt dışına çıkmak. Anadolu rock'ın tohumu Harmoniler yıllarında atılmıştı; ama o tohumun filizlenmesi için Manço'nun önce Avrupa'yı görmesi gerekiyordu.