
Âşık Veysel'in en çok bilinen türküsü, hiç şüphesiz 'Uzun İnce Bir Yoldayım'dır. 'Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece' dizeleriyle başlayan bu deyiş, insan ömrünü hiç durmayan, ucu görünmeyen bir yolculuk olarak anlatır. Veysel bu türküde hayatı, doğumla başlayıp ölümle biten, gece gündüz demeden katedilen uzun ince bir yol olarak resmeder; 'Bilmiyorum ne hâldeyim' dizesiyle de insanın bu yolculuk karşısındaki çaresiz hayretini dile getirir. Bu türkü zamanla bir milletin ortak deyimi hâline geldi; ömrü, geçiciliği, yolda olmayı anlatmak isteyen herkes onun dizelerine başvurdu. Veysel'in kendi sesiyle yaptığı kayıt, sade sazı ve titreyen sesiyle, Türk müziğinin en çok dinlenen parçalarından biri oldu. Veysel'in sanat hayatı yalnızca sevgi ve takdir görmedi; sansürle de imtihan oldu. İlk şiir kitabı 'Deyişler', Ahmet Kutsi Tecer'in derlemesiyle 1941'de Halkevleri Genel Merkezi tarafından basılmıştı. Şiirleri Ülkü dergisinde yayımlanıyordu. Ama 1950'lere gelindiğinde sansür baskısı arttı. Veysel'in Tanrı'ya seslenen, toplumsal eleştiri içeren bir deyişinde, aslında 'Bu memleketi gören sensin' olan dize, onun onayı alınmadan 'Bu dünyayı gören sensin' diye değiştirildi. Ülkü dergisi, 14 Mayıs 1950'den sonra onun eserlerini yayımlamayı bıraktı. 1953'te Veysel, yönetmen Metin Erksan'ın 'Karanlık Dünya' filminde rol aldı; film Sivrialan'da ve Sivas kırsalında çekildi. Ama sansür kurulu, köylünün yoksulluğunu Demokrat Parti reformlarının ardından olumsuz gösterdiği gerekçesiyle filme gösterim izni vermedi; Erksan kimi sahneleri yeniden çekmek, traktör ve biçerdöverle modernleşmeyi gösteren yeni bir son yazmak zorunda kaldı. Veysel sansürün karşısındaydı; protesto olarak filmin galasına katılmadı. Bütün bunlar, onun sanatının yalnızca türkülerle değil, bir duruşla da var olduğunu gösteriyordu.