
Veysel'in sevgi üzerine söyledikleri, görmeyen bir adamın güzelliği nasıl tanımladığını gösterir. En bilinen örneği 'Güzelliğin On Par'etmez' türküsüdür: 'Güzelliğin on par'etmez / Bu bendeki aşk olmasa.' Veysel bu deyişte, dış güzelliğin tek başına bir değeri olmadığını; asıl değerin, ona bakan gönüldeki sevgide olduğunu söyler. Gözleri görmeyen ozan için bu sıradan bir söz değildi — o, güzelliği gözle değil, gönülle tanıyan biriydi; bu yüzden bu türkü, onun kendi hayat hakikatinin de bir özetiydi. 1952 yıllarında İstanbul'da göz hekimleri, elli bir yıllık körlüğünün ardından Veysel'e katarakt ameliyatı önerdiler; belki yeniden görebilirdi. Veysel bunu reddetti. Sebebini şöyle açıkladı: 'Ben kendi dünyamı kafamda kurdum; yeniden görmeye başlarsam o iç dünyamın yıkılmasından korkuyorum.' Bu reddedişin ardından 'İçimde bir küçük dünyam var' anlamına gelen deyişini söyledi; yurt sevgisinin, azminin ve iç dünyasının kendisine yettiğini, tek hasretinin yıllar önce yapamadığı askerlik olduğunu anlattı. 1957'de Fransız yazar ve gezgin Alain Gheerbrant Sivrialan'a geldi ve Veysel'in saz çalıp türkü söyleyişini saha kayıtlarıyla belgeledi. 'Kara Toprak' ve uzun doğaçlamalar dâhil bu kayıtlar, Veysel'in elimizdeki en yüksek kaliteli kayıtları arasındadır; Gheerbrant'ın 'Anadolu Yolculukları (1956-1957)' adlı albümünde yer alır. Veysel'in iç dünyasının zenginliği, onun sanatının asıl kaynağıydı. Gören gözleri olmadığı için dünyayı sesle, dokunuşla, hafızayla ve hayalle kurmuştu; bu yüzden onun türküleri yalnızca neyi gördüğünü değil, neyi hissettiğini anlatır. 'Güzelliğin on par'etmez bu bendeki aşk olmasa' dizesi, belki de bütün bu iç dünyanın tek cümlelik özetidir.