
Âşık Veysel'in bütün eserleri içinde belki de en derini, en çok sevileni 'Kara Toprak'tır. Çifteler Köy Enstitüsü yıllarında olgunlaşan bu uzun deyiş, 'Dost dost diye nicesine sarıldım / Benim sadık yârim kara topraktır' dizeleriyle başlar. Veysel bu türküde, insanın hayatı boyunca dost bildiği, sevgili bildiği herkesin bir gün kendisini bırakacağını; geriye kalan tek sadık yârin, insanı bağrına basacak olan toprak olduğunu söyler. Türkünün hikâyesi de anlamı kadar etkileyicidir. Anlatılana göre Veysel, toprağı yererek 'kara toprak' demiş, sonra vicdanı sızlamış; çünkü o toprak, ektiğini bin kat veren, insanı doyuran, sonunda da koynuna alan en cömert varlıktı. Bunun üzerine türkünün her dörtlüğünde toprağı önce sınar, sonra ona hak verir: 'Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi / Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi.' Sonunda varılan sonuç değişmez: sadık yâr, kara topraktır. 'Kara Toprak', bir köylünün toprakla kurduğu o eski, kutsal ilişkiyi bir felsefeye dönüştürür. Hem somut bir çiftçi gerçeğidir hem de ölüm ve fânilik üzerine bir tefekkürdür. Gören gözlerin çoğunun fark edemediği bir hakikati, kör bir ozan, parmaklarının toprağa değişiyle kavramış ve dile getirmiştir. Veysel bu türküyü kendi sesiyle defalarca okudu; kaydı yapılan en güçlü yorumlardan biri, 1957'de Fransız yazar Alain Gheerbrant'ın Sivrialan'da yaptığı saha kayıtlarında yer alır. Bugün 'Kara Toprak', yalnızca bir türkü değil, Türkçenin ve Anadolu kültürünün en değerli metinlerinden biri sayılır; ozanın ömrünün sonunda söyleyeceği o söz de buradan gelir: 'Benim bir avuç toprağım zaten var, beni o örtecek.'