

1941'de Ahmet Kutsi Tecer, Veysel'in hayatına bir kez daha yön verdi. Yeni kurulan Köy Enstitüleri — köy çocuklarına eğitim, üretim ve sanatı bir arada veren o eşsiz okullar — bir saz öğretmenine ihtiyaç duyuyordu. Tecer, Veysel'i Arifiye Köy Enstitüsü'ne saz öğretmeni olarak atadı. Böylece bozkırın kör âşığı, bir kuşağı yetiştiren öğretmenler arasına katıldı. Veysel yıllar boyu enstitü enstitü dolaştı: 1941'de Arifiye, 1942'de Hasanoğlan, 1943'te Eskişehir Çifteler, 1944'te Kastamonu Gölköy, 1945'te Yıldızeli Pamukpınar, 1946'da Samsun Ladik Akpınar. Bunların yanı sıra Savaştepe, Pulur, Akçadağ, Kepirtepe ve Düziçi enstitülerinde de bulundu. Köylü çocuklara saz çalmayı, türkü söylemeyi, halk şiirini öğretti; onların yüreğine kendi sanatından bir kıvılcım bıraktı. Bu yıllar Veysel'in sanat bakımından da en verimli dönemiydi. Çifteler Köy Enstitüsü'nde, en ünlü türkülerinden biri olan 'Kara Toprak'ı yazdı — 'Benim sadık yârim kara topraktır' dizesiyle insanın toprakla, ölümle, geçicilikle olan bağını anlatan o derin deyiş, bu enstitü yıllarının ürünüydü. Yaşar Kemal ve Ruhi Su gibi aydınlar onunla bu dönemde dost oldular; en güzel şiirlerini bu yıllarda söylediğine inanırlardı. Veysel için enstitü hayatı kolay değildi. Kasabaların gürültüsü, kalabalığı ve körlüğün getirdiği bağımlılık onu zorluyordu; oğlu Ahmet bu dönemde ona kılavuzluk etti. 1946'da Ladik Enstitüsü'ndeyken on beş günlük izin alıp Sivrialan'a döndü ve bir daha enstitüye geri dönmedi. Ama geride bıraktığı izler kalıcıydı: Köy Enstitüleri'nin saz çalan, türkü söyleyen kuşağında, Âşık Veysel'in elinin değdiği binlerce öğrenci vardı.