
1930'ların ortalarında Veysel, arkadaşı İbrahim ile birlikte şehir şehir dolaşıyor, konserler vererek geçimini sağlıyordu. İzmir'de ona bir öğüt verildi: sesini radyodan duyurmalıydı. İstanbul'a gitti; Tokatlıyan Oteli yakınındaki bir radyo istasyonunun müdürü Mesut Cemil'in karşısında sazını çaldı. 15 Nisan 1936'da Veysel, İbrahim ile birlikte ilk radyo yayınını yaptı. Radyo teknolojisine yabancı olduğu için mikrofona bağıra bağıra söyledi; ama bu içten, ham, gür ses dinleyenleri derinden etkiledi. Sivrialan'ın kör ozanının sesi, ilk kez Anadolu'nun evlerine, kahvelerine radyo dalgalarıyla ulaşıyordu. Veysel'in haberi olmadan, o yayını dinleyenlerden biri de Atatürk'tü. Anlatıldığına göre Atatürk, radyoyu telefonla arayıp bu ozanla görüşmek istediğini bildirdi. Ama Mesut Cemil, Veysel ile İbrahim'i o akşam bulamadı; ikisi ertesi gün döndüğünde de görüşme bir türlü ayarlanamadı. Atatürk'le buluşma, bir kez daha, kıl payı gerçekleşmedi. Veysel bu kaçan fırsatı ömrü boyunca bir hüzünle anacak, her Cumhuriyet Bayramı'nda yeniden anlatacaktı. Bu yıllarda Veysel, Columbia Plak şirketi için kayıtlar da yaptı; 'Mecnun'um Leyla'mı Gördüm' gibi türküler bu dönemde plağa okundu. 1938'de yayımlanan bir halk türküleri derlemesinde Veysel ve İbrahim kaynak kişi olarak gösterildi. Onun sesi artık yalnızca köy odalarında değil, plaklarda ve radyo dalgalarında dolaşıyor; Anadolu'nun ortak hafızasına kalıcı biçimde kaydediliyordu.