
Ahmet Kutsi Tecer, Veysel'i kendi sözlerini söylemeye yüreklendirdi. Cumhuriyet'in onuncu yılı yaklaşırken Tecer, ondan Atatürk ve genç Türkiye üzerine bir destan söylemesini istedi. Veysel, o güne dek daha çok ustalardan öğrendiği deyişleri seslendirirdi; ama bu kez kendi şiirini kurdu. İlk önemli eseri olan, 'Atatürk'tür Türkiye'nin ihyası / Kurtardı vatanı düşmanımızdan' dizeleriyle başlayan destanını söyledi. Bu destanın Ankara'ya, doğrudan Atatürk'e ulaşmasını istedi. 1933'ün sonlarında, akrabası İbrahim Tutuş — köyde 'Cırt İbrahim' diye anılan adam — ile birlikte yola düştüler. Hedef Ankara'ydı, yol kıştı, mesafe yüzlerce kilometreydi. Veysel ve İbrahim, üç ay boyunca, Anadolu'nun karlı, çamurlu, soğuk yollarında yürüyerek Ankara'ya vardılar. Kör bir adamın, bir destanı başkente ulaştırmak için göze aldığı bu yolculuk, onun yüreğindeki Cumhuriyet sevgisinin somut bir kanıtıydı. Ankara'da işler kolay olmadı. Otel parası yoktu, resmî kapıları çalmak güçtü, zaman zaman polisle karşı karşıya geldiler. Veysel'in destanı sonunda 3 Nisan 1934'te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde, fotoğrafıyla birlikte yayımlandı. Ama bütün bu çabaya rağmen Atatürk ile bir görüşme gerçekleşmedi. Veysel ve İbrahim, bir halkevinde verdikleri konserden kazandıkları parayla Sivrialan'a geri döndüler. Atatürk'le buluşamamış olmak Veysel'i üzdü; ama bu uzun yürüyüş, onun adını başkentin gündemine taşımış, bir köy âşığının Cumhuriyet'e olan bağlılığını bütün ülkeye duyurmuştu. Üstelik bu, Veysel'in uzun yıllar sürecek gezgin ozanlık döneminin de başlangıcıydı.