
1931'de, Veysel'in hayatına bir adam girdi: şair ve edebiyat öğretmeni Ahmet Kutsi Tecer. Tecer, Anadolu'nun köylerinde unutulmaya yüz tutmuş halk şiirini ve âşıklık geleneğini gün ışığına çıkarmak isteyen, kültür sevdalısı bir aydındı. Muzaffer Sarısözen ve Vehbi Cem Aşkun gibi arkadaşlarıyla birlikte 'Halk Şairlerini Koruma Derneği'ni kurdu. 5 Kasım 1931'de bu dernek, Sivas'ta Birinci Halk Şairleri Bayramı'nı düzenledi. Anadolu'nun dört bir yanından, aralarında Veysel'in de bulunduğu on beş kadar saz şairi Sivas'a çağrıldı. Veysel için bu büyük bir adımdı; ömrü köyünde, çevre köylerde, kahvelerde geçmiş bir âşık, ilk kez bu kadar geniş bir topluluğun, şehirli aydınların önüne çıkıyordu. Veysel çekingen bir adamdı; sahneye çıkmak istemiyordu. Yine de sazını eline aldı, ustalarından öğrendiği geleneksel deyişleri söyledi. Sivas'ın şehirli aydınları, bu kör ozanın sazındaki ustalığa, sesindeki içtenliğe ve hafızasının zenginliğine hayran kaldılar. Veysel'e ödül olarak on lira teklif edildi; alçakgönüllü ozan bunu fazla bularak reddetti, sonunda beş lirayı kabul etti. Bu bayram, Veysel'in hayatının kırılma noktasıydı. Ahmet Kutsi Tecer, bu kör ozandaki cevheri görmüş ve onu sahiplenmeye karar vermişti. Tecer, Veysel'i yalnızca eski deyişleri söyleyen bir saz şairi olmaktan çıkarıp kendi sözlerini, kendi şiirlerini söyleyen büyük bir ozana dönüştürecek olan kişiydi. Sivrialan'ın kör çocuğu, artık Türkiye'nin yoluna çıkmıştı.