
1928'de Veysel, derdinden uzaklaşmak için Sivrialan'ı bırakıp Adana'ya gitmeyi düşündü. Yola çıktığında Yalıncak köyünde mola verdi ve orada, hayatını değiştirecek kadınla — Gülizar ile — tanıştı. Gülizar, dul bir kadındı; ocak sahibi Hamza Ertemür'ün torunuydu. Veysel ona bir dünür gönderdi. Gülizar başta çekingen davrandı; kör bir adamla evlenmek kolay bir karar değildi. Ama dedesi Hamza Ertemür, Veysel'in gönül zenginliğini, sazını, sözünü görerek ailesini ikna etti. 1928 baharında, çeyizsiz, gösterişsiz, ama gönülden bir nikâhla evlendiler. Bu evlilik Veysel'in hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Gülizar yıllar sonra, Veysel'in kendisiyle evlendikten sonra 'bülbül gibi ötmeye başladığını' söyleyecekti. Mutlu bir yuvaydı; yedi çocukları dünyaya geldi: oğulları Ahmet, küçük yaşta ölen Hüseyin ve Bahri; kızları Zöhre, Menekşe, Zekine ve Hayriye. Veysel'in en bilinen türkülerinden 'Sazım' ile birlikte anılan, kızı için söylediği 'Küçük Zöhrem' gibi deyişler bu yuvadan doğdu. Gülizar yalnızca eşi değil, gözü ve dünyaya açılan kapısı oldu. Onunla kurduğu bu sağlam yuva, Veysel'e iç huzuru getirdi; o huzur da sanatını besledi. Bir yandan iç dünyası dinginleşirken, öbür yandan, 1931'de adını bütün Türkiye'ye duyuracak olay, Sivas'ta şekillenmeye başlıyordu. Gülizar, kocasından çok sonra, 1991'de, 105 yaşında vefat edecek; bir ömür boyu Veysel'in adını ve mirasını yaşatacaktı.