
1972'ye gelindiğinde Veysel'in sağlığı hızla bozuldu. Hastanedeki tetkikler akciğer kanseri teşhisini koydu. Sivas'tan eski senatör Hüseyin Öztürk başkanlığında resmî bir heyet, onun adına bir dernek kurmayı önerdi. Veysel kabul etti, ama şartları vardı: dernek kesinlikle siyasetten uzak duracak, yoksul öğrencilere burs verecek ve onun adını taşıyan eğitim kurumları kurulacaktı. Son nefesine kadar bile aklı, kendisinden çok başkalarındaydı. Ocak 1973'te Veysel öleceğini anladı. Hastanede kalmayı reddetti; doğduğu köye, Sivrialan'a dönmek istedi. Köyündeki evinde, dostları, ailesi ve hayranları tarafından sürekli ziyaret edildi. Vali Celal Kayakan son dileğini sorduğunda Veysel, Kızılırmak üzerine bir köprü yapılmasını istedi; çünkü ırmağın taşkın ve hızlı suları köylüler için sürekli bir tehlikeydi. Bir de mezarı için dileği vardı: annesinin onu dünyaya getirdiği Ayıpınarı tarlasına, mezar taşı bile dikilmeden gömülmek; öyle ki o toprak yine ekilip biçilebilsin, hayvan otlatılabilsin. Veysel, 21 Mart 1973 sabahı, saat 03.30'da, uykusunda hayata gözlerini yumdu; yetmiş sekiz yaşındaydı. Naaşı bir gün evinde bekletildikten sonra, 22 Mart'ta Ayıpınarı'na, kendi istediği gibi defnedildi. Cenazesine binlerce insan katıldı. Cenaze alayının önünde torunu, dedesinin sazını taşıyordu; en küçük oğlu Bahri'nin elindeki teyptense Veysel'in kendi sesi, en bilinen ağıtlarından biri olan 'Dostlar Beni Hatırlasın' türküsünü okuyordu. 'Ben gidersem sazım sen kal dünyada / Gizli sırlarımı âşikâr etme' diyen bu türküyle Veysel, kendi cenazesine kendi sesiyle eşlik etti. Türküde dile getirdiği gibi, bedeni toprağa karışırken sazı, sözü ve adı dünyada kaldı; ve dostları onu, tam da dilediği gibi, hâlâ hatırlıyor.