
Zeki Müren'in fiziksel yokluğu, onun varlığını azaltmadı; tam tersine, efsanesini büyüttü. Ölümünden yıllar sonra bile sesi, şarkıları ve sahne kişiliği, Türkiye'nin kültürel hafızasının canlı bir parçası olmaya devam etti. 2012'den itibaren, Zeki Müren'in doğum günü olan 6 Aralık, 'Türk Sanat Müziği Günü' olarak kutlanmaya başlandı. Bir sanatçının doğum gününün koca bir müzik türüne adanmış bir güne dönüşmesi, onun bu türle ne kadar özdeşleştiğinin en güçlü kanıtıydı. Zeki Müren artık bir kişi değil, bir müzik geleneğinin simgesiydi. Onun mirası kuşaklar arasında köprü kurmaya devam etti. Vasiyeti üzerine servetini bıraktığı Türk Eğitim Vakfı, onun adına bir burs fonu oluşturdu; yıllar içinde binlerce öğrenci bu fondan yararlandı, 2016'ya gelindiğinde 2.600'den fazla gence destek olunmuştu. Bursa'da onun adını taşıyan bir Güzel Sanatlar Lisesi açıldı. Sahnede parlayan adam, ölümünden sonra da gençlerin önünü aydınlatmaya devam etti. Zeki Müren'in hikâyesi, bir sesin hikâyesinden çok daha fazlasıdır. O, Bursa'nın Hisar semtinde doğan bir çocuğun, kendi yeteneğini, disiplinini ve cesaretini birleştirerek nasıl bir çağın simgesine dönüştüğünün hikâyesidir. Türkçeyi sevdi ve en güzel biçimde söyledi; sahneyi sevdi ve onu bir sanat eserine dönüştürdü; halkını sevdi ve onların gönlünde sonsuza dek kalacak bir yer kurdu. 'Sanat Güneşi' lakabı boşuna verilmemişti: o, gerçekten de battıktan sonra bile ısıtmaya, aydınlatmaya devam eden bir güneşti.