Babası Mehmet Faik Bey, oğlunun edebiyata olan tutkusunu pek de hayırlı bulmuyordu. Sağlam bir meslek, oturmuş bir gelecek istiyordu onun için. 1930-1931 yıllarında Sait Faik, babasının ısrarıyla iktisat öğrenmek üzere Avrupa'ya gönderildi. İlk durağı İsviçre'nin Lozan şehri oldu. Ama iktisat dersleri Sait Faik'i hiç sarmadı. Lozan'da kısa sürede sıkıldı ve Fransa'ya geçti. Fransızcasını ilerletti ve Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde üç dönem boyunca öğrenim gördü. Grenoble'da geçirdiği yıllar, onun sanatçı kişiliğinin en belirleyici dönemlerinden biri oldu. Bu yıllarda Paris, Strazburg, Lyon ve Marsilya arasında dolaştı; Avrupa şehirlerinin sokaklarını, kafelerini, insanlarını tanıdı. Fransa'daki bohem öğrenci hayatı — kafeler, içki, edebiyat sohbetleri, başıboş gezintiler — onun hem mizacını hem de yazı anlayışını derinden etkiledi. Burada Batı edebiyatını, çağdaş öykü ve roman anlayışını yakından gördü. Düzenli bir öğrenci olmadı; derslere değil, hayata daha çok ilgi duydu. Sonunda öğrenimini tamamlamadan, babasının çağrısı üzerine — düzensiz hayatından duyduğu rahatsızlık nedeniyle — Türkiye'ye döndü. Avrupa ona bir diploma vermedi; ama çok daha değerli bir şey verdi: insanı, şehri ve yalnızlığı yeni bir gözle görme biçimi. Grenoble yılları, Türk öyküsünün geleceğini sessizce hazırlayan yıllar oldu.