
1924'te aile İstanbul'a yerleşti ve Şehzadebaşı semtine, Bozdoğan Kemeri yakınındaki Kirazlımescit Caddesi'ndeki eve taşındı. İstanbul, Sait Faik için artık ömür boyu sürecek bir aşkın, hiç bitmeyen bir merakın adı olacaktı. Genç adam İstanbul Erkek Lisesi'ne yazıldı. Ama okul hayatı pürüzsüz gitmedi. 1925'te, bir öğrenci olayına karışması üzerine — anlatılana göre bir öğretmenle yaşanan bir gerginlik ve sınıfça düzenlenen bir muziplik yüzünden — İstanbul Erkek Lisesi'nden uzaklaştırıldı. Bu, onun otoriteyle, kalıplarla, 'olması gerektiği gibi' davranma baskısıyla arasının hiçbir zaman iyi olmayacağının ilk işaretiydi. Lise hayatına devam edebilmek için Bursa Erkek Lisesi'ne nakledildi. İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalmak onu üzdü; ama bu zorunlu yer değiştirme, ileride en güzel okul yıllarına ve ilk yazı denemelerine kapı açacaktı. Bu dönemde Sait Faik'in karakteri belirginleşmeye başlamıştı: kurallara sığmayan, biraz dağınık, içine kapanık ama insanlara karşı son derece meraklı bir genç. Diploma, kariyer, 'adam olmak' gibi kavramlar onu hiçbir zaman cezbetmedi. Onun istediği tek şey, sokağa çıkıp insanlara bakmak ve gördüğünü yazmaktı.