
Sait Faik'in olgunluk dönemi öyküleri — Mahalle Kahvesi, Havuz Başı, Son Kuşlar — onun edebî dünyasını bütün genişliğiyle ortaya koydu. Bu kitaplarda yazarın kahramanları hep aynı yerden geliyordu: hayatın kenarından. İşsizler, hamallar, balıkçılar, sokak kadınları, kimsesiz çocuklar, küçük esnaf, mahalle kahvesinin müdavimleri. Sait Faik bu insanları hiçbir zaman tepeden, acıyarak ya da yargılayarak anlatmadı. Onun bakışında her zaman bir sevgi, bir anlayış, bir kardeşlik vardı. Eleştirmen Ceyhun Atuf Kansu'nun dediği gibi, Sait Faik hikâyeciliğinin asıl hammaddesi insan sevgisiydi. O, toplumsal tezler üretmek yerine, tek tek insanlara, onların yüzlerine, sessizliklerine, küçük mutluluklarına eğildi. Öykülerinde toplumsal kavgalardan, büyük çatışmalardan çok, bireyin iç dünyası vardı. İstanbul'un kenar mahalleleri, deniz kıyıları, balıkçı barınakları, köprü altları, Tünel — bütün bu mekânlar onun öykülerinde canlı birer karaktere dönüştü. Olay neredeyse silinir, geriye ânın kendisi, atmosfer, insanın varlığı kalırdı. Ve bütün bu hikâyelerin altında, ne kadar hüzünlü olurlarsa olsunlar, hep bir yaşama sevinci akardı. Sait Faik, ölümün ve yalnızlığın yakınlığını bilen bir adam olarak bile, hayatın küçük güzelliklerine — bir balığın parıltısına, bir çocuğun gülüşüne, deniz kokusuna — sımsıkı tutundu. Bu, onun edebiyatının en kalıcı dersiydi: hayatı, olduğu gibi, sevmek.