
1937 yılında Sabiha Gökçen, Tunceli (Dersim) bölgesinde yürütülen askerî harekâta katıldı. Bu görev sırasında, dünyanın ilk kadın savaş pilotu unvanını kazandığı kabul edilir. Bu kronolojik gerçeğin yanında, harekâtın kendisi Türkiye tarihinin en sancılı ve tartışmalı bölümlerinden biridir; bu sayfayı yüceltmeden, olduğu gibi anmak gerekir. Dersim Harekâtı, 1937-1938'de devletin bölgedeki bir ayaklanmayı bastırmak amacıyla yürüttüğü geniş çaplı bir askerî operasyondu. Tarihçilerin büyük bölümü bu olayları, çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin zorunlu göçe tabi tutulduğu ağır bir trajedi olarak değerlendirir. Hava unsurlarının da kullanıldığı harekât, bugün hâlâ Türkiye'de derin bir acı ve hesaplaşma konusudur. Sabiha Gökçen'in bu harekâttaki rolü, onun kişisel kahramanlık anlatısının ötesinde, daha geniş bir tarihsel sorumluluk bağlamında okunmalıdır. Genç bir pilotun, kendisine verilen askerî emirler doğrultusunda görev yapması ile o görevin parçası olduğu operasyonun sivil halk üzerindeki yıkıcı sonuçları, birbirinden ayrı ama birbirine bağlı gerçeklerdir. Bir sergi, bu iki gerçeği aynı anda dürüstçe taşımak zorundadır. Sabiha'nın hayat hikâyesini anlatmak, onun başarılarını kutlarken bu bölümün yarattığı acıyı görmezden gelmemeyi gerektirir. Dersim, onun biyografisinde bir "dünya rekoru" olarak değil, hem bireysel bir kariyer dönüm noktası hem de bir ulusun yüzleşmesi gereken kolektif bir yara olarak yer alır. Tarihi dürüstçe anmak, kahramanları da trajedileri de aynı ışıkta görebilmektir.