Sabiha, 22 Mart 1913'te, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında Bursa'da dünyaya geldi. Şehir, yüzyılların yorgunluğunu taşıyan bir İmparatorluğun gölgesinde, savaşların ve göçlerin biçimlendirdiği zor bir dönemden geçiyordu. Balkan Savaşları yeni sona ermiş, Birinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde bir ülke, kıtlık ve belirsizlik içinde nefes almaya çalışıyordu. Gökçen ailesi mütevazı bir hayat sürüyordu. Sabiha, kalabalık bir ailenin çocuklarından biri olarak, çocukluğunun ilk yıllarını Bursa'nın dar sokaklarında, ekmeğin zor bulunduğu, hastalığın yaygın olduğu bir ortamda geçirdi. O dönem Anadolu'sunda bir çocuğun hayatta kalması bile başlı başına bir mücadeleydi; eğitim, özellikle kız çocukları için, çoğu zaman erişilmez bir hayaldi. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Sabiha, kardeşleriyle birlikte yetim kaldı. Bu erken kayıp, onun çocukluğuna derin bir yoksunluk damgası vurdu. Akrabalarının yanında, bir evden ötekine taşınan, geleceği belirsiz bir çocuk olarak büyüdü. O yıllarda hiç kimse — kendisi de dahil — bu yetim kızın bir gün gökyüzüne çıkacağını hayal edemezdi. Yine de Sabiha'nın içinde, yaşıtlarından ayıran bir merak ve azim vardı. Okumaya, öğrenmeye duyduğu istek, çevresindeki yetişkinlerin dikkatini çekecek kadar belirgindi. Cumhuriyet henüz kurulmamışken doğan bu çocuk, kaderin tuhaf bir cilvesiyle, o cumhuriyetin en parlak sembollerinden biri olacaktı.