
1553 yılında, yaklaşık seksen sekiz yaşındaki Piri Reis, Mısır'ın başkenti Kahire'de yargılandı ve idam edildi. Bir ömür boyunca Osmanlı denizciliğine hizmet etmiş, dünya haritaları çizmiş, denizcilik kılavuzları yazmış bu büyük usta, hayatını bir cellat kılıcının altında tamamladı. İdam kararının dayandığı suçlama, Hürmüz kuşatmasını kaldırması ve donanmasını Basra'da terk etmesiydi. Sultanın emriyle tutuklanan Piri Reis, bu suçlamalar karşısında yaşının ileri olmasının da, hizmetlerinin büyüklüğünün de kendisini kurtaramayacağını gördü. Osmanlı saray siyasetinin acımasız mantığı, bir ömrün karşısına bir seferin başarısızlığını koymuştu. Piri Reis'in idamı, tarihçiler tarafından çoğunlukla haksız bir karar olarak değerlendirilir. Yaşlı denizcinin kuşatmayı kaldırma kararı, yetersiz cephane ve yaklaşan Portekiz filosu göz önüne alındığında askerî açıdan savunulabilir bir tercihti. Bir denizcilik dehasının, stratejik bir geri çekilme yüzünden idam edilmesi, dönemin sert yönetim anlayışının trajik bir örneğidir. Piri Reis öldüğünde geriye, bir devleti aşan bir miras bıraktı. 1513 ve 1528 dünya haritaları, Atlantik'in ve Amerika'nın kıyılarını Osmanlı'ya gösteren ilk belgelerdi. İki nüsha halindeki Kitab-ı Bahriye, Akdeniz denizciliğinin en ayrıntılı kılavuzu olarak yüzyıllarca kullanıldı. Bu eserler, onu idam eden iktidardan çok daha uzun yaşadı. Bugün Piri Reis, Türkiye'de ve dünyada bilimle keşfin buluştuğu bir simge olarak anılır. Adı denizcilik okullarına, gemilere, kurumlara verilmiştir; doğduğu Gelibolu'da büstü denize bakar. Kahire'de bir kılıçla son bulan ömür, çizdiği haritalarda ve yazdığı kitaplarda ölümsüzleşti — çünkü bilgi, Piri Reis'in haritalarından birine düştüğü o ünlü not gibi, gerçekten de sonsuzdur.