1547 yılında, artık seksen yaşına yaklaşan Piri Reis, Osmanlı denizcilik kariyerinin en yüksek görevlerinden birine getirildi: Hint Deniz Kaptanlığı. Bu unvan, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'ndaki Osmanlı donanmasının başkomutanlığı anlamına geliyordu. Görev merkezi, Kızıldeniz'in kuzeyindeki Süveyş limanıydı. Bu atama, Piri Reis'in ömür boyu biriktirdiği itibarın bir karşılığıydı. Akdeniz'i karış karış bilen, dünya haritaları çizen, denizcilik kılavuzu yazan bu usta denizci, şimdi imparatorluğun en uzak ve en zorlu deniz cephesinin sorumluluğunu üstleniyordu. Hint Okyanusu, Osmanlı için yeni ve büyük bir mücadele alanıydı. O yıllarda Hint Okyanusu'ndaki temel rakip Portekiz'di. Portekizliler, Ümit Burnu'nu dolaşarak Hindistan'a ulaşan yolu açmış, Hint Okyanusu'nun ticaret ağına ve stratejik limanlarına yerleşmişti. Aden, Hürmüz, Maskat gibi kilit noktalarda Portekiz kaleleri yükseliyordu. Osmanlı'nın bu sularda varlık gösterebilmesi için bu kalelerle hesaplaşması gerekiyordu. Piri Reis'in görevi, Akdeniz'deki seferlerden çok farklıydı. Burada sular daha geniş, mesafeler daha uzun, lojistik daha çetindi. Kızıldeniz'in sıcak ve resif dolu suları, muson rüzgârlarının takvimi, uzak limanlardan gelen tehditler — bütün bunlar, ileri yaştaki bir komutan için ağır bir sınavdı. Yine de Piri Reis, bu görevi onurla üstlendi. Akdeniz'i kâğıda döken zihin, şimdi Hint Okyanusu'nun gerçekliğiyle yüzleşecekti. Önündeki yıllar, hayatının hem en cüretkâr seferlerini hem de en acı sonunu getirecekti.