
Muhiddin Piri, yaklaşık 1465 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'nun denizdeki en önemli üslerinden biri olan Gelibolu'da dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin değildir; kaynaklar 1465 ile 1470 arasında bir yıla işaret eder. Çocukluğunun geçtiği şehir, Çanakkale Boğazı'nın Marmara'ya açıldığı stratejik noktada, donanmanın kalbinin attığı bir liman kentiydi. Gelibolu, o yıllarda yalnızca bir yerleşim değil, bir deniz kültürünün merkeziydi. Tersanesinde kadırgalar inşa ediliyor, limanından akıncı filoları yola çıkıyor, sokaklarında her dilden denizci dolaşıyordu. Küçük Piri, büyürken kürek seslerini, yelken bezlerinin rüzgârda çırpınışını, kaptanların anlattığı uzak diyar hikâyelerini soluyordu. Deniz, onun için soyut bir kavram değil, evinin penceresinden görünen günlük bir gerçekti. Piri'nin ailesi denizcilikle iç içeydi. Onu tarihe taşıyacak en önemli bağ ise amcasıydı: dönemin en ünlü Osmanlı denizcilerinden Kemal Reis. Henüz çocuk yaşta yetim kaldığı anlatılan Piri için Kemal Reis hem bir aile büyüğü hem bir usta hem de hayatının yönünü çizecek kişi olacaktı. O dönemde bir çocuğun denize açılması olağandı; ama Piri'nin önünde, sıradan bir denizcilikten çok daha geniş bir ufuk vardı. Gelibolu'da geçen bu ilk yıllar, Piri Reis'in tüm hayatına sinen bir şeyi ona kazandırdı: denizi bir tehlike olarak değil, okunabilecek, ölçülebilecek, haritalanabilecek bir alan olarak görme alışkanlığını. İlerleyen yıllarda dünyanın en ayrıntılı denizcilik kılavuzunu yazacak olan zihin, işte bu liman kentinin rıhtımlarında biçimlenmeye başladı. O çocuk büyüdüğünde, doğduğu şehrin adı onun adıyla birlikte anılır oldu. Bugün Gelibolu, Türk denizcilik tarihinin en büyük haritacısının memleketi olarak hatırlanır; şehrin meydanında ona ait bir büst, denize bakan gözlerle durur.