


Osman Hamdi Bey, hayatının son yıllarında bile resim üretmeyi sürdürdü. 1908 tarihli 'Silah Taciri', bu geç döneminin dikkat çekici yapıtlarından biridir. Tabloda, bir duvarın önüne yayılmış eski silahların — kılıçlar, hançerler, tüfekler, zırh parçaları — arasında oturan bir tüccar görülür. Sahne, Osman Hamdi'nin resimlerinde sık karşılaşılan bir kurgudur: zengin nesnelerle dolu, ayrıntılı bir mekân ve onun içinde düşünceli, sakin bir insan figürü. Silahlar burada yalnızca egzotik birer süs değil, neredeyse bir müze vitrini gibi sergilenmiş tarihsel nesnelerdir. Osman Hamdi'nin müzeci gözü, ressamın fırçasına da sinmiştir. Osman Hamdi'nin yapıtlarının çoğu — 'Kaplumbağa Terbiyecisi', 'Mihrap', 'Silah Taciri', 'İki Müzisyen Kız', çeşitli 'Kur'an Okuyan' kompozisyonları — ortak bir dünya kurar. Bu dünyada mimari her zaman gerçek bir yapıdan alınmıştır; çiniler, hat levhaları, ahşap işçiliği belgesel bir titizlikle resmedilmiştir. İnsan figürleri ise asla edilgen değildir: okurlar, düşünürler, çalışırlar, bir nesneyle uğraşırlar. Osman Hamdi ayrıca usta bir portre ressamıydı. Eşi Naile Hanım'ın portresi, oğlu Ethem için yaptığı resimler, aile bireylerini konu alan çalışmaları, onun yakın çevresine duyduğu sevgiyi ve gözlem gücünü gösterir. Bu portrelerde, büyük kompozisyonlarındaki kurgusallığın yerini sıcak ve doğrudan bir bakış alır. Geç dönem yapıtları, Osman Hamdi'nin ressam olarak ne kadar tutarlı bir sanatçı olduğunu kanıtlar. Bir devlet adamı, bir müzeci, bir arkeolog ve bir eğitimci olarak geçen yoğun bir hayatın ortasında, fırçasını hiçbir zaman elinden bırakmadı. Resim, onun için bir yan uğraş değil, dünyaya bakışının bir parçasıydı.